Sendikacılık, sadece aidat toplayan, üye sayısını artırmaya çalışan veya belirli hakları takip eden bir faaliyet değildir. Gerçek sendikacılık, her üyenin ardındaki insanı görebilmek, onun derdiyle dertlenebilmek ve imkânlar ölçüsünde değil, samimiyet ölçüsünde yanında olabilmektir.
Bizim inancımızın ve medeniyetimizin merkezinde insan vardır. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de insanı “eşref-i mahlûkat” olarak yaratmış, ona değer vermiş ve onu yeryüzünün emanetçisi kılmıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ise insanların en hayırlısının insanlara faydalı olan kimse olduğunu bildirmiştir. Bu anlayış, asırlardır milletimizin vakıflarına, loncalarına, ahilik teşkilatlarına ve sosyal dayanışma kurumlarına yön vermiştir.
Ecdadımız bir şehir kurarken önce insanı düşünmüş, bir vakıf kurarken önce ihtiyaç sahibini gözetmiş, bir teşkilat oluştururken önce kardeşlik hukukunu esas almıştır. Ahilik teşkilatları sadece meslek öğreten kurumlar değil; dürüstlüğü, merhameti, dayanışmayı ve hakkaniyeti öğreten mektepler olmuştur. Çünkü onlar biliyorlardı ki güçlü yapılar, güçlü binalarla değil, güçlü insanlar ve sağlam ahlak üzerine inşa edilir.
Bugün de sendikal mücadelemizin temelinde aynı anlayış yer almaktadır. Her üyemizin bir ailesi, bir hikâyesi, bir emeği ve bir beklentisi vardır. Bir üyemizin sevincini paylaşabilmek, sıkıntısında yanında durabilmek, hakkını savunurken onu yalnız bırakmamak bizim için sadece sendikal bir görev değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir sorumluluktur.
Bu sebeple üyelerimizi bir sayı, bir istatistik veya bir liste unsuru olarak görmüyoruz. Her üyemizi, aynı ideale gönül vermiş bir yol arkadaşı olarak değerlendiriyoruz. Çünkü biliyoruz ki rakamlar teşkilatları büyütebilir; ancak gönüller teşkilatlara ruh kazandırır.
Sendikacılık, imkândan önce zihniyet; makamdan önce niyet meselesidir. Üyesini kendinden bilen, insanı merkeze alan ve erdemi rehber edinen anlayışlar kalıcı olur. AHAD-SEN olarak hedefimiz de tam olarak budur.
AHAD SEN GENEL MERKEZİ